Dişlerin üzerini kaplayan ve ağızda her zaman yaşayan mikroorganizmaların ortaya çıkardığı Mikrobiyal dental plak denilen birikintinin, diş eti hastalıklarına neden olduğunu kaydeden İlgenli, bazı kişilerde dişin kaybına kadar giden bir takım sonuçlar görülebileceğini, bu noktada kişinin kendi ağız bakımına maksimum özen göstermesi gerektiğini aktardı. İlgenli, diş fırçalamanın küçük yaştan itibaren bir alışkanlık olarak edilenilmesinin önemli olduğuna dikkat çekerek, günde iki defa dişlerin tüm yüzeylerinin minimum üç dakika süre ile fırçalanması gerektiğini bildirdi. Diş eti hastalıklarının kanama haricinde pek belirti vermediği için genellikle dişler sallandığı ya da dişeti çekilmesi olduğu zaman hekime başvurulduğunu dile getiren İlgenli, “Bu da zaten hastalığın en son evresi oluyor. Koruyucu önleyici hekimlik kapsamında diş ve çevresindeki dokulardaki problemlere baştan müdahale edilirse, hastalar maddi ve manevi anlamda avantajlı oluyor” diye konuştu.
Dişeti kanamasının, dişeti hastalıklarının en önemli belirleyicisi olduğunu belirten İlgenli, “Bu dönemde tedavi edilmezse bazı kişilerde ilerleyerek diş tutan dokuların iltihabına dönüşebilir. Bu durumda ortaya çıkabilecek çoklu diş kayıpları kişinin çiğneme fonksiyonunu ve estetiğini negatif yönde etkilerken, yaşam kalitesinde de önemli ölçüde bozulmaya neden olmaktadır. Ağızda ve dişin çevre dokularında oluşan bu iltihap, diyabet gibi çeşitli sistemik hastalıklarla da etkileşime girerek birbirlerini olumsuz yönde etkiler” dedi.
Son olarak, herhangi bir diş sağlığı problemi olmasa bile yılda bir kere rutin diş muayenesinin gerekli olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Tunç İlgenli, “Bu noktada ağız sağlığının, genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu düşünerek, yılda bir kez yaptırılacak rutin diş hekimi kontrolüyle, hem ağız sağlığımızı korumuş hem de genel sağlığımızla ilgili istenmeyen bir durum yaşanmasının önüne geçmiş oluruz” şeklindeki ifadeleriyle açıklamasını tamamladı.