Dorukhan’ın Tümgeneral babası, 4,5 yıldır adalet arıyor!

Dorukhan’ın Tümgeneral babası, 4,5 yıldır adalet arıyor!

4,5 yıl önce, Narlıdere’de Tanyer İnşaat’ın yedi katlı bir inşaatı duvarı üzerinde Dorukhan Büyükışık’ın cesedi bulunmuştu. Dorukhan’ın babası emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık’ın adalet arayışı dört senedir devam ediyor.

03 Kasım 2022 - 09:23

4,5 yıl önce cesedi Tanyer İnşaat’ın yedi katlı inşaatında bulunan Dorukhan Büyükışık için adalet arayışı devam ediyor. Baba emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık, dört yıldır devam eden mücadelesi için İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin basın merkezinde basın mensuplarıyla bir araya gelerek konuya ilişkin detaylı açıklama yaptı. Dorukhan’ın “intihar” olarak nitelendirilen şüpheli ölümünün delil karartma nedeniyle yıllardır sır perdesinin aralanamadığını belirten Baba Büyükışık, iddialarda bulunarak ilgili kişilere seslendi.

Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık, yaptığı açıklamalarda dikkat çeken ifadeler kullandı. Telefonun önce intihar süsü yaratabilmek için arabada bırakıldığını dile getiren baba Büyükışık, kişilerin kendi parmak izleri kalınca sildiklerini, sonra tekrar gelip bu defa kimyasal ile sildiklerini söyledi. Bunun sonucunda da telefonun üzerinde oğlu Dorukhan dahil kimsenin DNA izi bulunamadığını ifade eden baba Büyükışık, şu şekilde devam etti:

“Telefonun çekilen fotoğraflarına ulaştık. Bu fotoğrafları tam 2 yıl dosyaya koymadılar, kim koymadı? Görevli polisler. Fotoğraflar üzerinden inceleme yapıldığında kime ait olduğu tespit edilemeyen bir avuç izine rastlandı. Ama unuttukları bir şey var. Telefonu temizlerken çok büyük bir hata yapıyorlar, üzerinde peçete unutuyorlar. Telefon üzerinde inceleme yapan Jandarma Kriminal ekipleri ise telefondaki parmak izlerinin silindiğini tespit etti. Öldüğü yer de saatte aşağı yukarı belli. HTS raporlarına göre çocuğun GPRS verileri saat gece 1.31’de telefon bulunduğu yerde kalıyor. Daha sonra 7 saat hiçbir şekilde yer değiştirmiyor. Bu cinayetin çözümüne büyük bir katkısı olacak bir bilgi. Sonra bir anda arka plan uygulaması çalışmış yani telefon yer değiştirmiş.”

Şüphelilerin polis arabasıyla kaçırıldığı iddiası

Büyükışık, arabada olay yeri çekimi yapılırken videoda kulak ile duyulmayacak seslerin deşifre olduğunu, Emre ve Cüneyt isimli iki polisin kulakla duyulmayacak şekilde konuştuğunu, ve konuşmanın telefonla ilgili olduğunu dile getirdi. Bu iki polisin şu anda nerede olduğunun belli olmadığına dikkat çeken Büyükışık, şüpheliler arasında da bulunmadığını belirtti. Bu arada arabadan da parmak izi alınmadığını bildiren Büyükışık, “Polislerden birisi telefonun arabada olduğunu da söylüyor. Mehmet Taylan Tanyer yanına şantiye şefini de alıp bir grup polisle gece orada olan 5-6 şirket çalışanı savcının ifadesinden 10 kilometre öteye kaçırıyor. Peki nereye? Şehit Ayhan Tanrıverdi Polis Merkezi’ne kaçırıyor. Delilleri Karatma suçundan olayın savcısı da şüpheliler arasında, savcının ifadesini aldığı 3 kişide şüpheli. Geri kalanlar da aynı saat aynı dakikada başka yerde ifade veriyor. Şüphelileri polis arabaları ile kaçırdılar. Bu kaçırılan 2 kişiye soru soruyorlar ve itiraf alıyorlar. O iki kişi ‘Bizi o gün polisler biz alıp polis arabası ile götürdüler, şantiye şefi de oradaydı ifadelerimiz alındı olay yerinde gitmeden doğrudan evimize gittik’ diyorlar” diye konuştu.

Açıklamaları esnasında Tümgeneral Büyükışık, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin yüksekten düşme raporuna da vurgu yaptı. Raporun altında şu anda şüpheli olarak soruşturulan İzmir Adli Tıp Kurumu Başkan Vekili Prof. Dr. Mehmet Tokdemir ve Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu üyelerinin imzası olduğuna dikkat çeken Büyükışık, bu kişinin şüpheli olmasına rağmen hala görevini yürüttüğü bilgisini paylaştı. Aynı üniversiteye kendisinin itirazı üzerine yeniden rapor verildiğini aktaran Büyükışık, bu raporda yüksekten düşmediği başka bir yerde öldüğünün ifade edildiğini belirtti. Kendilerinin suç duyurusunda bulunacaklarını önemle vurgulayan Büyükışık, Bir buçuk tonluk bir kuvvetle yere düşen hiçbir yerinde çizik olmayan demirlerin arasında yüksekten düşüp hiçbir yerinde çizik olmayan olayı fizikle açıklamaya çalışıyorlar. Adli Tıp Kurumu Başkanı’ndan randevu aldım, sizlerden daha zor aldım. O dönemin başkanı Doç. Dr. Yalçın Büyük. Ona durumu anlattım. Videoyu izledi, döndü bana ‘Paşam biz büyük bir hata yapmışız; ancak bu bizim kusurumuz değil bizim arkadaşlarımızı polisler aldatmış’ dedi. Ben ne yapacağım dedim ve bana yapmam gerekenleri anlattı. O dönemki başsavcımızın üst kurula gönderilen dosyayı, 1. İhtisas Kurulu’nda sahte rapor hazırlayanlar üst kurula göndermedi. Bizim üst kurulda görüşülsün talebimiz yokmuş gibi yalan beyanda bulundular. Aynı kurul yeniden baktı aynı kararı verdi. Artık tuz koktu…” dedi.

Sahte adli tıp raporu…

Büyükışık, bu olayın hemen ardından Adalet Bakanlığı’na müracaat ettiğini, tabloyu görür görmez büyük üzüntü duyduklarını ve hemen üst yönetimin olaya el koyduğunu söyledi. Bunun ardından Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün, Mehmet Tokdemir ve birinci ihtisas kurumu üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunduklarını ifade eden Büyükışık, ifadelerine şu şekilde devam etti:

“Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nda genç bir sayın cumhuriyet savcısı hiçbir savunma almadan, benden müşteki olarak ifade istemeden, delil toplamadan, İzmir’de bulunan soruşturma dosyasının kopyasını isteyip incelmeden 13 gün içinde ki satırlık bir yazı ile bilgi istedi. Onlar da 2 paragraflık yazı yazdı, sonra soruşturma yapmadan cumhuriyet savcısı kovuşturmaya gerek olmadığına karar verdi. Tuz kokmuştu burada da ip koptu. Ben hukuken bütün yolları tükettim. Sahte adli tıp raporu hazırlayanların bu girişimlerini devletin imkan ve yetkileriyle yok ettiklerini gördüm. Bu hukuksuzular yüzünden beni oğlum bir kere değil iki kere öldürüldü. Benim karım 13 Mayıs 2018’de paramparça olmuştu, kurumların içindeki çürümüşlük yüzünden benim karım bugün bir kere daha paramparça oldu. Ben o üzülmesin diye ona kalp krizi demiştin. Bize yapılan bu zulmün artık sona ermesini istiyorum.”

Öldürüldüğü gece çok büyük bir ilaç firmasının Rusya’da açacağı büroya işe görevlendirildiğini ve görevi kabul ettiğini bildiren Büyükışık, Dorukhan kimseyi tanımadığını, düşmanı olmayan bir çocuk olduğunu önemle vurguladı. Dorukhan’ın karıncayı bile incitmediğini belki de aramızdan ayrılmasının sebebinin bu olduğunu söyleyen baba Büyükışık, “Bana verilen sahte CD görüntüsü tam 8 dakika 54 saniye. Ben neden 55 saniye değil diye düşündüm. Çünkü 8 dakika 55 saniye sonra çocuğun o bölgedeki haykırma sesi çıkıyor. O bölgedekiler duyduklarını söylüyor. Güya çocuğu görmüyorlar. Zaten öldürülme yerinin telefonun 7 saat boyunca yer değiştirmemesinden anlıyoruz. Öldürülme niyeti ile vurulmamış. Nereden biliyorum? Çünkü öldürme niyeti ile vurulursa bir defa değil emin olan kadar vurulur. Vücutta sadede 8 kemik kırığı var. Akciğer, karaciğer, dalak yırtılmış ve kasıkta tekme var. Sonra korkmuşlar çocuğu götürüp bırakmışlar. Bizim arabamız 06 plakalıydı büyük ihtimal hırsız şüphesi olarak düşündüler. Orada 5 gece bekçisi, 2 kurt köpeği ve orada 20’ye yakın çalışan şirket konteynırlarında uyuyor” diye konuştu.

Kendilerinin 3,5 yıl boyunca orada beş kişi olduğunu bildiklerini ama son gelişmelerle birlikte 25 kişinin olduğunu öğrendiklerini belirten Büyükışık, oradaki kişilerin kendilerinden kaçırıldığını, hatta kişiler arasında Dorukhan’ın sesini duyanların bile olduğunu dile getirdi. Şirketin gizlenmesinin birkaç nedeni olabileceğini belirten Büyükışık, birincisinin maddi sebeplerle, oranın lüks bir site olduğunu, ikincisinin ise Mehmet Münir Tanyer ve Mehmet Taylan Tanyer için çok kıymetli olan birisinin orada olduğu ihtimalleri ifade etti. Üçüncü nedeni ise erken olduğu için ifade etmeyeceğini açıklayan Büyükışık, bekli de orada başka birinin daha var olduğunu söyleyerek şu şekilde devam etti:

“Gizli dinleme tutanaklarında kendi aralarında yaptıkları konuşmalar var. İlk senaryo birisi öldürüp cenazeyi buraya bırakmış diyeceklermiş. Zaten kamera kayıtlarında telefon arabanın içinde diyorlardı. O yüzden de önce telefonu arabaya koymuşlar sonra böyle saçma bir şey olur mu deyip parmak izlerini yok ettiler. O gün bu suçu işleyen başkomiser şu anda 3’üncü sınıf emniyet müdürüydü. Aynı yıl içinde bizim olayımızdan bağımsız aynı suçtan yargılandı. Delil karatma suçunu işleyen bu şahıs o gün Tanyer İnşaat sahipleri ile birlikte müştereken kararttı. Kim bu suçu işlediyse bedelini ödesin, delilleri karatanlar sadece delil karatmadan ceza alsınlar.”

Şüphelilerden bir gece bekçisinin verdiği ifadede “O gece orada… şüphelinin yanında tanımadığım birisi daha vardı” dediğini paylaşan Büyükışık, daha sonra o şüphelinin de ifadesini değiştirdiğini, hatta şirket baskısı ile şüphelilerin ifadelerini sürekli değiştirdiklerini dile getirdi ve “O gün aslında biz karşılaşmışız; ama ben bir kişi ile görüşmüşüm. O gün Tanyer İnşaat’ın avukatı olan zat polis kılığında girilmesi yasak olan olay yerinde beni sorgulamış. Biz bunu 3,5 yıl sonra dosyaya giren videolar ile gördük. Biz o şahıs hakkında da suç duyurusunda bulunduk. Delillerin gizlendiği, karartıldığı, üretildiği ve yer değiştirdiği bir yerde elini kolunu sallaya sallaya dolaşmış” dedi.

Tümgeneral Büyükışık, Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Hukuku Merkezi Müdürüne, Prof. Dr. Erdem Özkara’ya ve savcılara seslenerek, “Ben bunu bu raporu verenin amiri Prof. Dr. Erdem Özkara’ya söyledim. Beni 27 metreden 14 bin Newton kuvvetle betona çarptırın ve 8 kırığım omurgam zarar görmesin kafam ve vücudum parçalanmasın ve şu demirin altına yatak bir şekilde gireyim dedim. 2 buçuk saat içeride konuşup özür dilediler ve raporu düzelttiler. Mehmet Tokdemir ve Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu ahlaksızca o koltukça oturmaya devam ediyor” diye konuştu.

“Dorukhan 2,5 saat kendi kanında boğuldu”

Açıklamalarının devamında emekli Tümgeneral Büyükışık, delillerin karartılmaya ve saklanmaya devam edildiğini iddia etti. İntikam değil adalet istediğini vurgulayan Büyükışık, kendisinin, oğlunu neden ve kimin öldürdüğünü bilmediğini, kendinin yalnızca bir şeyden emin olduğunu onun da işkenceyle katledildiği olduğunu söyledi. Dorukhan’ın 2,5 saat kan kaybettiğini ve ciğerlerine kan dolduğunu ifade eden Büyükışık, Dorukhan’ın kendi kanında 2,5 saat boyunca boğulduğunu açıkladı. Büyükışık devamında, “Ben oğlumun öldürüldüğünü, öldürenler ve gizleyenlerin bilinçli olarak bu faaliyeti yürüttüğünü Mehmet Taylan Tanyer ve Mehmet Münir Tanyer’in de çözebilecek herkesi bir şekilde ikna ettiği ve delilleri yok ettiği için faillerin arasında olabileceğini; ama kesinlikle delilleri kararttığını açıkça ifade ediyorum. Kurumlar kendilerini temizlemeliler. Sıradan bir yurttaş olarak talebim şu kim bulaştıysa makam ve mevki kim olursa olsun adaleti tevcih ettirin. Kin nefret ve intikam duygusu hissetmiyorum ben oğlumun katiline acıyorum. İnsan öldürmek çok ağır bir yüktür, umurumda olan katil değil benim devletin kurumları içindeki çürümüş insanlar kahrediyor. Benim verdiğim mücadele daha iyi bir ülke. Yoksa ben eşime aynı yalanı söyleyip bir şekilde hayatıma devam edebilirdim” açıklamasını yaptı.

Açıklamalarını sonlandırırken baba Büyükışık, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Göztepe Spor Kulübü Yönetimi’ne sitemle seslendi. Oyuncuların sırtında Dorukhan’ı öldüren firmanın adının yazdığını belirten baba Büyükışık, şu anda bu firmanın reklamlarının Konak ve Narlıdere’de billboardları süslediğini söyleyerek, “Her gördüğümüzde paramparça oluyoruz. Hukuken mahsuru olmayabilir; ama ahlaken çözüm bulunmalı” diye konuştu.
 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Çocuğunuzun kalp sağlığı için bunlara dikkat!
Çocuğunuzun kalp sağlığı için bunlara dikkat!
Menemen’in kadın basketçilerinden büyük gurur
Menemen’in kadın basketçilerinden büyük gurur