Tiroit kanseri bazen belirti dahi vermiyor

Tiroit kanseri bazen belirti dahi vermiyor

Daha çok kadınlarda görülen ve diğer kanserlere oranlar daha iyi huylu olan Tiroit kanseri, tiroit nodüllerinin tiroit bezinde oluşmasıyla meydana geliyor. Tedavisinde ise kanserin tipi ve yayılımı etkili oluyor. Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, bazen belirti dahi vermeyen Tiroit kanseri hakkında konuştu.

19 Aralık 2019 - 15:44

Tiroit bezi hastalıkları arasında en sık görülenlerden birinin tiroit nodülleri olduğunu söyleyen Soybir, bunların her zaman kansere işaret etmeyebileceğini belirtti. Bu kanserin farklı türlerinin bulunduğuna dikkat çeken  Soybir, papiller ve foliküler tiplerinin en sık rastlanılanlardan olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Soybir, tiroit kanserinin bazen belirti vermediğini belirterek, tiroit bezinden kaynaklanan hastalıkların doğru teşhisinde belirtilerin yanı sıra, kişisel risk faktörlerinin ve aile öyküsünün de değerlendirilmesinin önemli olduğunu söyledi. Tiroit kanserinin belirtileri arasında nodül oluşumunun önemli bir yer tuttuğundan bahseden Soybir, “Tabi her nodül kanser demek değildir” dedi. Prof. Dr. Soybir, tiroit nodülüyle birlikte ses kısıklığı ya da çatallaşma, boyunda dolgunluk, şişkinlik ve ağrı, nefes almada ya da yutmada güçlük, nodülle birlikte boyunda lenf bezleri varsa, hasta yaşamının daha önceki evrelerinde boynuna veya boynunun çevresine herhangi bir şekilde radyasyon almışsa, bu nodüllerin kanserle ilişkili olma olasılığının çok daha fazla olduğunu dikkatle bildirdi. Böyle hastalarda nodülle karşılaşıldığı zaman, çok küçük, masum görünüşlü olsa bile, daha ileri incelemelerin yapılmasının gerekli olduğuna dikkat çeken Soybir, “Kesin tanının konmasında kullanılan, ultrason ve iğne biyopsisi son derece güvenli yöntemlerdir. Ayrıca, fonksiyonel olarak değerlendirilen ve sintigrafide aktif olarak görülen nodüller sıcak, aktif olmayanlar ise soğuk nodül olarak sınıflandırılır. Kanser açısından soğuk nodüller çok daha fazla risk içerir” diye konuştu.

Prof. Dr. Soybir, nodülün ultrasondaki görünüşünün yanı sıra boyutunun da önemli olduğunu vurgulayarak şu şekilde devam etti:

“Genellikle bir santimetrenin üzerindeki bir nodül, ultrasondaki görünüşü nasıl olursa olsun yine de bir risk içermektedir. Böyle bir nodülde iğne biyopsisi yapılarak tanıya gidilmektedir. Nodül 1 cm’den küçük olsa bile, ultrasonda riskli görülüyorsa veya kanserle ilişkili bir belirti gözleniyorsa, o zaman bu nodüllere de iğne biyopsisi yapılmaktadır. Nodüllerin iyi huylu olup olmadığı biyopsi ile belirlenmektedir. Biyopsi yapıldıktan sonra, sonuca göre hastanın tedavisine devam edilmektedir. Bazen, alınan biyopsi materyalinin yetersiz olduğu ve yeniden biyopsinin yapılması gerektiği durumlar olabiliyor. Bazen de, biyopsi materyali yeterli olmasına rağmen bir tanı konamayabilir. Böyle bir durumda tanı konamayan nodüller yine riskli sınıfına sokulur ve ona göre cerrahi işlem yapılır. Sonucu iyi gelen nodüller için bir sıkıntı yoktur, kanser teşhisi konulan nodüller içinse tedaviye devam edilmektedir.”

Tiroit nodüllerine bir kanser tanısı konmuşsa çoğu zaman cerrahi işlemle alınması gerekmekte olduğunu söyleyen Soybir, saptanmış olan kanserin tipine göre ve tiroit dokusundaki yaygınlığına göre tiroit dokusunun bir kısmının ya da tamamının alındığını açıkladı. Soybir, tiroit dokusunun tamamının alındığı vakalarda, hastanın, tiroit bezinin fonksiyonlarını yerine getiren ilaçları ömür boyu kullanması gerektiğine vurgu yaparak, “Kanser büyük boyutlara ulaşmışsa, kanserli hücreler tiroit nodüllerinin dışına taşmışsa veya çevresindeki diğer dokuları tutmuşsa o zaman bu hastalara yapılan cerrahi yeterli olmayacaktır. Bunlara ilaveten radyoaktif iyot tedavisi denilen tedavinin de yapılması gerekli olmaktadır. Bu tedaviler tamamlandıktan sonra hastalar takip altında tutulmaktadır” dedi.

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Seçim Vaati Gerçek Oluyor
Seçim Vaati Gerçek Oluyor
Başkan Gümrükçü ’ye Karikatürist Çam’dan Hediye
Başkan Gümrükçü ’ye Karikatürist Çam’dan Hediye